Son günlerde kamuoyuna yansıyan bilgilerde, belirli sezaryen oranlarının üzerinde
bulunan hekimlerin klinik görevlerinden uzaklaştırılarak belirli sürelerle eğitime
alınmaları ve bu süreçte çalıştığı kurumdan işten çıkarılarak, geçinebileceği herhangi
bir maaş almadan eğitime gönderildiğine ilişkin uygulamaların gündeme geldiği
görülmektedir. Bu uygulamaya özel sektörde çalışan hekimler de dahil edilmiştir.
Bilimsel zemin içerisinde yer almayan, hastaya yapılan her uygulama elbette takip
altında olmalı önce zarar verme ilkesi ışığında hekimlik uygulaması yapılması
hususunda meslek örgütü olarak da hemfikiriz ve savunuyoruz. Gereksiz sezaryen
uygulamalarının azaltılması sadece bir politika değil kadın sağlığının gereği olduğu da
aşikar bir bilimsel gerçektir.
Ancak unutulmaması gereken bir bilimsel ve istatistiksel bir gerçeklik daha vardır.
Sağlık bakanlığı bunu toptancı bir yaklaşım ile göz ardı ettiği izlenimi vermektedir.
‘’Yüksek Prevalans Hekimliği’’. Peki nedir yüksek prevalans hekimliği “Yüksek
prevalans hekimliği, belirli bir hastalığın veya sağlık sorununun bir toplumda ya da
başvuru yapılan klinik ortamda çok sık görüldüğü (yüksek yaygınlık oranına sahip
olduğu) durumlara odaklanan tıbbi yaklaşımdır.”
Dolayısıyla o koşulları ve hekimliği o şartlara göre değerlendirmek gerekir. Toptancı
zihniyet ile herkesi ve her şeyi aynı terazi ile tartamazsınız. Bu son derece sakıncalı ve
yanlış sonuçlar doğurur. Bilimsel veri istatistiklerle süsleyerek hekimlerin karar verme
süreçlerine, hastaların sağlık hizmeti seçme haklarına müdahale etmek gelecekte son
derece hatalı yanlış ve sakıncalı sonuçlar doğuracaktır.
Tıbbi Deontoloji nizamnamesi Madde 6 – Tabip ve diş tabibi, sanat ve mesleğini icra
ederken, hiçbir tesir ve nüfuza kapılmaksızın, vicdani ve mesleki kanaatına göre
hareket eder. Tabip ve diş tabibi, tatbik edeceği tedaviyi tayinde serbesttir.
Madde 7 – Tabip ve diş tabibi sanat ve mesleğinin icrası dışında dahi olsa, meslek
ahlak ve adabı ile telif edilemeyen hareketlerden kaçınır.
Madde 13 – Tabip ve diş tabibi, ilmi icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken
tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden
dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez. Tababet prensip ve kaidelerine
aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yasaktır. Tabip ve diş tabibi; teşhis,
tedavi veya korunmak gayesi olmaksızın, hastanın arzusuna uyarak veya diğer
sebeplerle, akli veya bedeni mukavemetini azaltacak herhangi bir şey yapamaz.
Bu Maddeler uyarınca hekimlerin karar verme süreçleri herhangi bir suç unsuru
bulunmadıkça müdahale edilemez olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki hekim önce hastasının zarar görmemesini sonrasında da yararını
düşünen kişidir.
Yalnızca sayısal oranlar esas alınarak mesleki yeterlilik hakkında değerlendirme
yapılması bilimsel olarak ‘’yüksek prevalans hekimliği’’ kavramını gözardı ettiğinden
doğru değildir.
Meslek içi eğitim, mezuniyet sonrası eğitim çağdaş tıbbın vazgeçilmez unsurlarından
biridir ve tüm hekimler için desteklenmeli ve sürekliliği sağlanmalıdır. Ancak eğitimin,
yaptırım(ceza) niteliğinde uygulanması; hekimin klinik görevinden uzaklaştırılırken
özlük haklarını kısıtlaması, dondurulması, hem kendi hem de bakmakla yükümlü
olduğu kişilerin günlük maişetinin sağlanmasının engellenmesi ve bunun mesleki
itibarını zedeleyecek sonuçlar doğuracak şekilde yürütülmesi, eğitim kavramının aslı
ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Mesleki yeterliliğin değerlendirilmesi ancak objektif bilimsel ölçütlere, bireysel dosya
incelemesine, vaka analizine, savunma hakkına ve hukuki güvencelere dayanmalıdır.
Sayısal performans göstergeleri, tek başına mesleki yetersizliğin kanıtı olarak kabul
edilemez. Ve bu değerlendirmeler ülkemizde var olan hem akademik dernekler hem
meslek odalarının da görüş öneri ve değerlendirme sürecinde temsilcilerinin de
bulunduğu ortamlarda değerlendirilmelidir. Ancak bu şekilde yapıldığı takdirde
objektiflikten ve iyi niyetten söz edilebilir.
Tekrar hatırlatmak fayda var, ‘’Hekim önce hastasının zarar görmemesini sonrasında
da yararını düşünen kişidir’’.
Açıklamamıza mevzu bahis olan bu uygulama ve benzerleri tabir yerinde ise hekimliğe
yapılmış itibar suikastidir. Sağlık Bakanlığı her konuda meslek örgütümüz olan TTB,
uzmanlık ve akademik tıp dernekleri ile birlikte hasta güvenliğini esas alacak şekilde
ulusal bir eylem planının hazırlanması için iş birliği yapmalıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Sakarya Tabip Odası Yönetim Kurulu
